Marx ve Engels, Komünist Manifesto’yu bir hayaletin Avrupa’da dolaştığını söyleyerek başlatır. Varlığıyla Avrupa’nın egemen güçlerini tedirgin etmeye başlamış bir düşüncenin hayaletidir bu. Burada hayalet olarak imlenen, kapitalizmin ardındaki ensesi kalın güç odakları için yalnızca bir korku imgesi değildir. Aynı zamanda tarihsel bir dönüşümün habercisidir. Bir anlamda henüz gerçekleşmemiş geleceğin bugünün içine sızdığının duyurulmasıdır. İki düşünür de mevcut toplumsal düzenin sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlatma çabası içine girer. Bu metaforun çarpıcılığı, hayaletin zamanla kurduğu ilişkiden kaynaklanır. Hayalet, alışılmış zaman düzenine uymaz. Geçmişten geri dönebilir; henüz gerçekleşmemiş bir geleceği de haber verebilir. Böylece tarih, birbirini izleyen olayların düz çizgisel toplamı olmaktan çıkar. Hayalet, geçmişteki bir suçun bugüne yönelttiği talebe dönüşür.
***
Hayalet metaforu bize öncelikli olarak görünmeyen ama hissedilen bir güç odağını söyler. Şöyle düşünelim: Hayalet somut olarak ele geçirilemez fakat varlığı hissedilir. Bu imgeyle egemen sınıfların korkusu derinlikli bir şekilde duyurulur. Dahası hayalet figürü Anglosakson mitlerinden itibaren içimize derinlikli olarak işler. Bir kere gotik edebiyatın temel figürlerinden biridir hayalet. Farazi dünyayı aktaran masallara sızar. En önemlisi de Shakespeare’in Hamlet’inde karşımıza çıkar. Hamlet’in babasının hayaleti, geçmişte işlenmiş bir cinayeti haber vermek için sahneye gelir. Fakat babanın sahnedeki varlığı yalnızca geçmişi anlatmaz; Hamlet’i gelecekte gerçekleştirmesi beklenen bir eylemle de karşı karşıya getirir. Anlayacağınız; buradaki hayalet toplumsal olarak imlenenle bir ortaklık kurmamıza aracılık eder: İkisi de mevcut düzenin tamamlanmış, güvenli ve değişmez olmadığını hatırlatır bize.
***
Peki bugün yeryüzünde dolaşan hayaletin adı ne? Eşitlik mi? Adalet mi? Ekonomik güvencesizliğe itiraz mı? Yoksa mevcut siyasal düzenlerin temsil etmekte zorlandığı toplumsal talepler mi? Avrupa’da yükselen bir dip dalga sokaklara taşıyor. Fransa’da yüz binlerce kişi hayat pahalılığı, ücretler, eğitim ve kamu hizmetleri nedeniyle gösterilere katılıyor. Yalnızca Paris’te, Reuters’a göre gösterilere katılım sayısı 575 bin, CGT sendikasına göre ise 1.6 milyon. Başka Avrupa ülkelerinde de protestolar sürüyor. ABD’de 3 Kasım ara seçimlerinde Demokratlar Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da çoğunluğu elinde tutuyor. Üstelik Demokratlar içinde kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayanları görüyoruz. Bu gelişmelerin ortak bir siyasal yönelimi kanıtladığını söyleyemeyiz; ancak farklı toplumlarda mevcut ekonomik ve siyasal sisteme yönelik itirazların daha görünür hale geldiğini konuşabiliriz. Avrupa’daki protestoları, Fransa’daki gösterileri, hatta ABD’deki seçim sonuçlarını tek bir dalganın kanıtı olarak değil, şimdiki dünya sistemindeki gerilimleri gösteren gelişmeler olarak yorumlamak daha yol açıcı olabilir. Yine de yakın gelecekte artan emek sömürüsünün ve gelir eşitsizliğinin, birileri için servet transferine dönüştüğü bir sistemde mevcut dip dalganın derinleşeceği de kaçınılmaz görünüyor.
***
Şu bir gerçek ki ekonomik güvencesizlik, ücretlerin alım gücü, gelir dağılımı, barınma ve gençlerin gelecek beklentileri yalnızca ulusal politikalarla değil, küresel kapitalizmin işleyişiyle birlikte incelenebilir. Türkiye de benzer bir tabloyla yüksek enflasyonla, gelir eşitsizliği ve artan yoksullukla boğuşuyor. Buna karşın ülkemizi, dünya sisteminde yaşanan krizlere ek olarak kendine özgü çelişkileri ile mücadele eden bir toplum olarak yorumlamak gerekiyor. Daha çok hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, eşit yurttaşlık; gelir dağılımı, emek hakları ve sosyal güvence; ifade, örgütlenme ve siyasal katılım hakları; gençlerin eğitim, çalışma ve yaşam kurma başlıkları üzerinden bize özgü sorgulama yöntemlerine dair arayışlar sürüyor. Şu bir gerçek ki ülkemizde de bir hayaletin dolaştığı gerçek. Ancak her hayalet her ülkede aynı yüzle görünmüyor. Yine de böyle zamanlarda şairler daha çok biliyor bazı şeyleri. Ne diyordu Brecht, “Üç Kuruşluk Opera”da ve “Korsan Jenny’nin Şarkısı”nda: “Tam öğleyin rıhtımda/ iğne atsan yere düşmez kalabalıktan/ hayalet gemiden süzülenler/ gölgeler gibi dolaşacak ortalıkta…”






Çok yazık.