Homeros… Kim olduğu, gerçekten tek bir tarihsel kişiden söz edip edemeyeceğimiz, İlyada ile Odysseia’nın aynı ozanın yapıtları olup olmadığı yüzyıllardır tartışılıyor.
Homeros’un yaşayıp yaşamadığı, nerede doğmuş olabileceği meselesinde yetkin bir bilim insanı, Troya kazı başkanı Rüstem Aslan, Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’da (Doğan Kitap) bu bilinmezliğin altını çiziyor ve önemli bir şeyin de gerçekliğini dile getiriyor:
“Aslında Homeros bu anlamda bir istisna değil, tam tersine dönemin entelektüel figürleri için bir normdur. Örneğin Hesiodos, epik ve didaktik şiirlerinde sınırlı da olsa kişisel göndermelere yer verirken Homeros eserlerinde kendisinden hiçbir şekilde söz etmez. Bunun nedeni, kahramanlık destanlarının doğası gereği şairin kişisel kimliğinin metne dahil edilmemesidir. Bu tür metinlerde şair, sadece belleğin sesi olan ilham perisinin aracısıdır; birey olarak görünmez, yalnızca sesiyle var olur.”
Aslan’ın diğer bir tespiti ise bugün, Homeros’un destanını nasıl okumamız gerektiğine dönük adeta işaret fişeğidir: “Burada Homeros, tekil bir kişiden ziyade, sözlü şiir geleneğini şekillendiren kolektif hafızanın adıdır.”
Homeros, simgesel bir addır. Alberto Manguel ise kısa süre önce yayımlanan Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı (Çev. Algan Sezgintüredi, YKY) kitabında Herodotos’tan yola çıkarak iz sürüyor, kurucu-anlatıcı Homeros’un varlığına ilişkin varsayımlarda bulunuyor. Ve şu öz cümleyi kuruyor: “Tüm bunlara karşın Homeros’un bir (veya bir çok) biyografisinin bulunması, yaşadığını kanıtlamaz.”
Destanları her okumada karşımıza yeni açılımlar çıkaran yapısı, Latin yazar Vergilius’un Aeneis anlatısından James Joyce’un Ulysses’ine bizi taşıyacak nitelikleri barındırıyor. Kuşkusuz destanların bir özelliğidir, efsanevi olanı tarihe / tarihsele dönüştürmek. Bunu da belli bir zaman dilimi ve yer bilgisi içinde anlatmak.
O nedenle Homeros ile Troya’yı özdeşleştiren “hikâye”yi bilmeden destanların büyüsü anlaşılamaz. Manguel de buna kapı aralıyor çalışmasında.
Bir insanın en çok arzuladığı şey, bir zamanlar zaten sahip olduğu şey olabilir mi? Odysseia’nın (Çev. Azra Erhat, A. Kadir / İş Kültür) merkezinde böyle tuhaf bir arzu vardır.
Troya’dan çıkan Odysseus’un önünde fethedilecek yeni bir ülke ya da kazanılacak yeni bir savaş yoktur. Odysseia, yalnızca İthake’ye ulaşmaya çalışan bir savaşçının serüveni değil; tanrılarla ölümlülerin, evle denizin, insanla canavarın birbirine bağlandığı kadim bir dünyadır.
Yönetmen Christopher Nolan’ın yapıtın özünü hayli ıskalasa da The Odyssey uyarlamasının yarattığı merak, Homeros’a ve binlerce yıllık metinlerine dönmek için de iyi bir vesile.
Belki de Homeros’un en ilginç yanlarından biri de tam burada: Ozanın kimliği belirsizliğini korurken yapıtları ve kahramanları dünya edebiyatının en tanınmış figürleri arasında yaşamayı sürdürüyor.
Feridun Andaç ve Ayça Ceylan’ın yazıları…
– Öner Yağcı (“Kadim tarihten kesitlerle yaşamı zenginleştiren aydın: Suat Çağlayan!”),
– Can Uyar (Tülay Metin, Altay Tayfun Özcan / Sultan II. Kılıç Arslan: Türkiye Selçuklu Altın Çağının Mimarı / Kronik),
– Duygu Aydemir (Minyoung Kang / Çiçekçi Kadın / Çeviren: Selen Demirtaş / Timaş),
– Evin Okçuoğlu (Anonim / Slav Halk Masalları / Çeviren: Özdemir Başargan / Kora),
– Y. Bekir Yurdakul (“Gerçekçi bir büyüme öyküsü”; Işıl Özgentürk, Kuş Ne Yana Öter, Cumhuriyet Kitapları / “Tanıdık bir masal…”; Sepin Sinanlıoğlu, Yaşlı Ağaç ve Hikâyeler, Doğan),
– Vitrindekiler ve Mustafa Başaran’ın hazırladığı Bulmaca ile de düşün trafiği sürüyor!
İyi okumalar..
Gamze Akdemir
Kitap Dergi, YARIN gazeteniz Cumhuriyet’le birlikte…
Unutmayın; her gün Cumhuriyet her perşembe Cumhuriyet Kitap Dergi okunur!






Çok yazık.