Almanya’da sonbaharın ayrı bir güzelliği var. Ağaçların yaprakları sarıya, turuncuya ve kızıla dönerken tarihi şehirler bambaşka bir kimliğe bürünüyor. İşte Nürnberg de bu mevsimin en çok yakıştığı şehirlerden biri.
Bavyera’nın ikinci büyük şehri Nürnberg’e adım attığınızda sizi gökdelenler ya da modern meydanlardan çok, yüzyıllardır ayakta duran surlar, taş sokaklar ve Gotik mimarinin görkemli örnekleri karşılıyor.
Biz de Nürnberg gezimize şehrin merkez tren istasyonu Hauptbahnhof’tan başladık.
Nürnberg’in en büyük avantajlarından biri ulaşım kolaylığı.
Nürnberg Havalimanı’ndan U2 metro hattına binerek yaklaşık 12 dakikada Nürnberg Hauptbahnhof, yani merkez tren istasyonuna ulaşabilirsiniz.
Trenle gelenler için tarihi şehir merkezi istasyonun hemen karşısında.
İstasyondan çıktığımızda tarihi şehir surları hemen karşımızdaydı. Daha ilk dakikalarda modern Almanya’dan çıkıp Orta Çağ’a doğru yürüyormuşuz hissine kapıldık.
HANDWERKERHOF, ORTA ÇAĞ’DAN KALMA KÜÇÜK BİR MASAL KÖYÜ
Tren istasyonunun karşısındaki tarihi surlara doğru yürüyüp Königstor kapısından geçtiğimizde karşımıza Nürnberg’in en sevimli köşelerinden biri çıktı: Handwerkerhof.
Burası, surların içinde gizlenmiş küçük bir Orta Çağ köyünü andırıyor. Ahşap cepheli dükkânlar, taş döşeli dar sokaklar, kırmızı çatılar ve küçük atölyeler…
Sanki birkaç adım önce tren istasyonundan çıkmamış, yüzyıllar öncesine açılan bir kapıdan geçmiş gibiydik.
Handwerkerhof aslında 1971 yılında, Alman Rönesans sanatçısı Albrecht Dürer’in 500. doğum yılı kutlamaları kapsamında oluşturulmuş bir zanaatkârlar avlusu. Ancak bulunduğu tarihi surların atmosferiyle öylesine bütünleşmiş ki çok daha eski bir yerleşim izlenimi veriyor.
Burada el yapımı hediyelik eşyalar, seramikler, cam ürünleri ve geleneksel Alman lezzetleri satan küçük dükkânlar bulunuyor. Özellikle Nürnberg’in meşhur küçük sosislerinin kokusu dar sokaklara yayılıyor.
Sonbaharın serin havasında, tarihi binaların arasında dolaşırken insanın acele etmesi pek mümkün değil. Her köşede durup fotoğraf çekmek istiyorsunuz.
Üstelik Handwerkerhof’u gezmek ücretsiz. Alışveriş yapmasanız bile Nürnberg’in ruhunu hissetmek için mutlaka uğranması gereken yerlerden biri.
KÖNIGSTRASSE’DEN ST. LORENZ’E
Handwerkerhof’tan ayrılıp Königstraße boyunca yürümeye başladığınızda bir yanda mağazalar ve kafeler, diğer yanda tarihi binalar içinde kayboluyorsunuz.
Modern yaşamın Orta Çağ mimarisiyle iç içe geçtiği bu cadde, sizi Nürnberg’in en görkemli yapılarından birine ulaştırıyor.
St. Lorenz Kilisesi; 13. yüzyılda inşa edilmeye başlanan bu Gotik yapı, iki devasa kulesi ve ince taş işçiliğiyle şehrin simgelerinden biri. Kilisenin önünde durup yukarı baktığınızda mimarisindeki ayrıntılar gerçekten etkileyici.
Ancak bu görkemli yapının da acı bir geçmişi var. İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gören kilise, savaşın ardından yeniden ayağa kaldırılmış.
İçerideki vitray pencereler, yüksek tavanlar ve sanat eserleri de en az dış cephesi kadar dikkat çekici.
PEGNITZ NEHRİ: SONBAHARIN RENKLERİ SUYA YANSIYOR
St. Lorenz’den kuzeye doğru yürüdüğünüzde şehrin içinden geçen Pegnitz Nehri’ne kolayca ulaşabilirsiniz.
İşte Nürnberg’in neden sonbaharda görülmesi gerektiğini burada daha iyi anlıyorsunuz.
Nehir kıyısındaki ağaçlar sarı ve kızıl tonlara bürünmüş, tarihi binaların yansımaları suyun üzerine düşmüş. Taş köprüler, ahşap evler ve kırmızı çatılar bu manzarayı tamamlıyor.
Pegnitz, Nürnberg’in tarihi merkezini iki bölüme ayırıyor. Nehrin üzerindeki köprüler ise yalnızca karşı kıyıya geçmek için değil, şehrin en güzel fotoğraflarını çekmek için de ideal.
Özellikle Henkersteg, yani Cellat Köprüsü, Nürnberg’in en ilginç noktalarından biri. Ahşap köprünün adı bile insanı meraklandırıyor.
Orta Çağ’da celladın yaşadığı eve ulaşım sağlayan bu köprü, bugün turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerden biri. Bir zamanlar toplumdan dışlanan cellatların yaşadığı bu bölge, şimdilerde şehrin en romantik manzaralarından birine sahip.
Biraz ilerideki Maxbrücke ve Kettensteg de görülmeye değer. Özellikle Kettensteg, tarihi 1824’e uzanan zincirli asma köprüsüyle dikkat çekiyor.
Nehir boyunca yürürken Nürnberg’in yalnızca büyük anıtlardan ibaret olmadığını fark ediyorsunuz. Bazen küçük bir pencere, bazen suya uzanan bir ağaç dalı, bazen de taş bir köprü şehrin bütün güzelliğini anlatmaya yetiyor.
HAUPTMARKT: ŞEHRİN KALBİNDEKİ TARİHİ MEYDAN
Pegnitz Nehri’ni geçtikten sonra yürüyüşümüz bizi Nürnberg’in en önemli meydanı Hauptmarkt’a ulaştırdı.
Burası şehrin kalbi. Çevresindeki tarihi binalar, kafeler ve tezgâhlarla günün hemen her saatinde hareketli.
Meydanın en dikkat çekici yapısı Frauenkirche, yani Meryem Ana Kilisesi. 14. yüzyılda inşa edilen kilise, zarif Gotik mimarisiyle meydanın bütün atmosferini değiştiriyor.
Özellikle kilisenin cephesindeki mekanik saat oldukça ilginç. Her gün saat 12.00’de hareket eden figürler, Kutsal Roma İmparatoru IV. Karl ve yedi seçici prensi temsil ediyor.
Meydanın bir diğer simgesi ise Schöner Brunnen, yani Güzel Çeşme.
Yaklaşık 19 metre yüksekliğindeki bu Gotik çeşme, üzerindeki heykeller ve ince süslemeleriyle adeta açık hava sanat eserini andırıyor.
Çeşmenin demir korkuluklarında bulunan halkalardan birini çevirmenin şans getirdiğine inanılıyor. Nürnberg’e gelen turistlerin bu geleneği denemeden ayrılmadığını söylemek mümkün.
Hauptmarkt aynı zamanda Avrupa’nın en ünlü Noel pazarlarından Christkindlesmarkt’a da ev sahipliği yapıyor. Kasım sonundan itibaren meydan, ışıklar ve geleneksel Noel tezgâhlarıyla bambaşka bir görünüme kavuşuyor.
Hauptmarkt’tan sonra tarihi sokakları takip ederek şehrin yüksek kesimlerine doğru yürümeye başladık.
Yol biraz yokuşlu ama karşılaşacağınız manzara buna fazlasıyla değiyor.
Nürnberg İmparatorluk Kalesi, yani Kaiserburg, şehrin en görkemli yapılarından biri. Kutsal Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir siyasi merkez olan kale, yüzyıllar boyunca imparatorların konakladığı yerlerden biriydi.
Kalenin taş duvarları arasında dolaşırken Nürnberg’in geçmişte ne kadar güçlü ve önemli bir şehir olduğunu hissediyorsunuz. Ama buranın asıl güzelliği manzarasında saklı.
Kalenin seyir noktalarından aşağı baktığınızda kırmızı çatılı tarihi evler, kilise kuleleri ve sonbahar renklerine bürünmüş ağaçlar bütün şehri önünüze seriyor. Nürnberg’i tek bir fotoğraf karesine sığdırmak istiyorsanız doğru yerdesiniz.
Kalenin çevresindeki Burggarten bahçeleri de özellikle sonbaharda keyifli bir yürüyüş noktası. Tarihi surların üzerinde uzanan bu yeşil alanlar, şehrin kalabalığından uzaklaşıp manzaranın tadını çıkarmak için güzel bir fırsat.
TIERGARTNERTOR
Kalenin hemen aşağısındaki Tiergartnertor Meydanı’na indiğimizde Nürnberg’in en etkileyici köşelerinden biriyle karşılaştık.
Ahşap cepheli evler, tarihi kuleler ve taş döşeli sokaklar…
Burası gerçekten bir kartpostalın içine girmişsiniz hissi veriyor.
Meydanın yakınında Alman Rönesansı’nın en önemli sanatçılarından Albrecht Dürer’in yaşadığı ev bulunuyor. Günümüzde müze olarak ziyaret edilebilen yapı, sanatçının hayatına ve eserlerine ışık tutuyor.
Nürnberg’de yürürken insanı en çok etkileyen şeylerden biri de bu. Birkaç yüz metre içinde Orta Çağ’ın, Rönesans’ın ve modern Avrupa’nın izlerini aynı anda görebiliyorsunuz.
Albrecht Dürer Evi’nin hemen karşısında, Nürnberg’in en sıra dışı heykellerinden biri ziyaretçileri karşılıyor. İlk bakışta devasa ve ürkütücü bir yaratığı andıran bu bronz tavşan, aslında Alman ressam Albrecht Dürer’in 1502 tarihli ünlü tavşan resmine gönderme yapıyor. 1984 yılında Jürgen Goertz tarafından yapılan heykelin altında ezilmiş bir insan figürü, çevresinde ise parçalanmış bir sandık ve küçük tavşanlar bulunuyor.
NÜRNBERG’İN KARANLIK YÜZÜ: NAZİ MİTİNGLERİNDEN TARİHİ YARGILAMALARA
Nürnberg’in güzelliklerini keşfettikten sonra şehrin bambaşka bir yüzüne dönüyoruz.
Çünkü Nürnberg yalnızca imparatorlukların, sanatçıların ve Orta Çağ mimarisinin şehri değil. Aynı zamanda dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden birine de tanıklık etmiş bir yer.
Adolf Hitler’in Nazi Partisi, 1930’lu yıllarda büyük propaganda mitinglerini burada düzenledi. Binlerce kişinin katıldığı törenler, Nazi rejiminin gücünü sergilemek için kullanıldı.
Bugün Reichsparteitagsgelände olarak bilinen eski Nazi Partisi Miting Alanları, bu dönemin izlerini taşıyor.
Geniş meydanlar, devasa yapılar ve yarım kalmış anıtsal projeler, Nazi rejiminin propaganda anlayışını gözler önüne seriyor.
Bölgedeki Dokümantasyon Merkezi ise dönemin tarihini belgelerle anlatıyor.
Nürnberg’in dünya tarihindeki bir diğer önemli yeri de İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Nürnberg Mahkemeleri.
1945 yılında başlayan yargılamalarda Nazi Almanyası’nın önde gelen isimleri savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve barışa karşı suçlar nedeniyle uluslararası mahkeme önüne çıkarıldı.
Bugün Memorium Nürnberger Prozesse adıyla ziyaret edilebilen müze, bu tarihi yargılamaların belgelerini, görüntülerini ve hikâyelerini ziyaretçilere sunuyor.
Yargılamaların yapıldığı 600 No’lu Mahkeme Salonu da ziyaret edilebilen tarihi mekânlardan biri. Ancak salonun ziyarete açık olup olmadığı güncel kullanım durumuna göre değişebiliyor.
Eski miting alanlarının açık bölümleri ücretsiz gezilebiliyor. Dokümantasyon Merkezi ve Nürnberg Duruşmaları Anıtı ise ücretli müzeler arasında bulunuyor.
Bu iki önemli tarihî mekân, eski şehir merkezinin dışında yer aldığı için toplu taşımayla ulaşmak daha pratik.
Nürnberg’in belki de en çarpıcı özelliği burada ortaya çıkıyor. Aynı şehir, bir dönem Nazi propagandasının merkezlerinden biriyken savaşın ardından Nazi liderlerinin hesap verdiği yerlerden biri haline gelmiş.
Bugün bu mekanlar, geçmişi unutturmamak amacıyla ziyaretçilere açık tutuluyor.
[email protected]






Çok yazık.