“Terörsüz Türkiye” SİYASETİ ile
“Büyük Ortadoğu Projecisi” ABD’nin İran’a açtığı SAVAŞ ne hikmetse eş zamanlı
tecelli ediyor.
1- Savaş ve siyaset bir egemenlik mücadelesidir. Kavramları bile
ortaktır: Strateji, taktik, cephe, kurmay, ittifak, kuşatma, mevzi,
seferberlik, zafer ve hezimet…
2 – “Siyaset kansız savaş; savaş ise kanlı siyasettir.” diyen Mao
Zedung ise yerden göğe haklıdır. Tek fark “Demokratik siyasette , rakibin
yarın da var olma (umut?) hakkı kabul edilir.(Kırsalda Kaleşnikov Tava
türü jestler kabul edilmez.) Esas olan “düşmanı” mücadele edilecek
meşru “hasım /rakibe” dönüştürmektir.
3- Bunun için köklü tedbirler (ikinci resmi dil cömertliği vs.) alınmazsa 1 ve 2
nolu “gerçekler”, tekerrür eder durur.
4- Örnek mi? Laik cumhuriyetimizin Tayyip Bey ile 25 yıldır yaşadığı
ve PKK ile giriştiği son serüven. (Ve Suudiler ve Pakistan’la
son dakika sürpriz askeri ittifakımız! )
TEKER TEKER TEKERRÜR
Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1991’deki “Kürtçeye kısıtlı özgürlük ve sınırlı genel af açılımı” ile ABD’nin Irak’a saldırısı da “açılıma” rastlamıştı. Bu arada Saddam da
öldürüldü tıpkı İran’a saldırıp da Cumhurbaşkanı Hamaney’in
katledildiği gibi. (28.02.2026)
**
Mehmet Akif Ersoy , “Geçmişten adam hisse
kaparmış…Ne masal şey! Beşbin senelik kıssa , yarım hisse mi verdi?
Tarihi, ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı,
tekerrür mü ederdi?” diyor.
Bendeniz de kendimce bir “hisse kapmışım” ki zahir, rahmetli Özal’ın 35 yıl önceki “Kürt açılımı” ile ABD’nin Irak’a saldırısı üzerine “Fil ve Karınca” diye bir yazı yazmıştım.
FİL VE KARINCA
“….Körfez savaşı sona ermekte olan 20. yüzyılın son savaşı. Herkes bir
çıkar bekliyor. Savaşın sonuçlanmasını beklemeye gerek
yok. 48 saat diye başlatılan bu savaşın 48 haftaya kadar uzaması
sürpriz olmayacak. Cumhurbaşkanı Özal’ın içeride masayı kurması ve
“mönü”yü belirlemesi, bu yüzden:
* Kürtçeye kısıtlı da olsa özgürlük ;* TCK’dan 141-142-163’ün kaldırmak;
* Ekonomik durgunluk için yetki tasarısı;* Sınırlı bir
genel af * Seçmen yaşının 18’e indirmek..”
(….)
Amaç, dışardaki masadan, dikkatleri içerideki masaya çekmek. Bunun için oe masaya olabildiğince çok tabure koymak, ve
Kürtlerden adi suçlu mahkûm ailelerinden her kesimden
insan oturtmak. (….). En büyük propaganda topu da hazır:“Savaşa sokmadan ülkeyi düze çıkardık.
,(…) 141, 142 ve 163. maddeleri kaldıran anayasa değişikliğinden sonra
“referanduma gitmeyi ” Anayasa cumhurbaşkanına tanıyor. (Md:175)
“Evet” oylarından sonra Özal’a tek şey kalıyor:
TRT’den yapacağı “Evet”ler bana verilmiş bir güvenoyudur!” açıklaması!
Özal ‘ın en büyük güvencesi 280 kişilik Meclis çoğunluğu.
(..) Evet, siyaset de savaşa benziyor. Tıpkı o şark
masalındaki gibi… Eğer zamanı, yeri ve süreyi doğru belirlerse,
karınca bile, file kök söktürebiliyor. Karınca file “seni yenerim. Yenemezsem bile
perişan ederim…”
Fil, “Sus, şimdi alırım seni ayağımın altına” diye
hiddetleniyor Karınca tınmıyor, alayı daha da arttırıyor. Fil hamle edince ,
karınca filin ayağına tırmanıp kulağının içine
dalıyor ve içinde dolanıp duruyor. Fil deliye döndürüyor. Yerlerde
kan revam içinde debeleniyor..
Körfez’de süren, aslında fil ile karıncanın
savaşı. Saddam karınca gibi masum falan değil. Ama ondan
daha kurnaz olduğu su götürmez.
Masaldan muhalefetin çıkarması gereken ders çok açık:
“Karınca, fili yenemez ama onu rezil ve perişan edebilir. Yeter ki savaşacağı zamanı,
yeri ve savaş süresini kendisi belirlemiş olsun.”
Türkiye’deki muhalefetin de alacağı dersler var elbette.
Meclis’teki 100 küsur milletvekilinin arkasındaki milyonlarca seçmen de
ne karıncadan küçük, ne de ondan daha güçsüz…” (11.02.1991)
**
Karınca ile fil masalı yaşamsal bir gerçek. Prusyalı efsane general Clausewitz’in (1780 1831)“Siyaset, savaşın başka araçlarla sürdürülmesidir.” sözü gibi zamana meydan okuyor.
Ama bu düşünceyi tersine çeviren Fransız düşünür Michel Foucault’un (1926-1984) sorguladığı olasılık da her dem tazeliğini korumakta:
“Barış geldiğinde savaş gerçekten bitmiş midir, yoksa galibin üstünlüğü hukuka, kurumlara, ekonomi ve toplumsal hiyerarşi içine mi yerleşmiştir?”










Çok yazık.