Tarihteki okul yaşantısı ve öğrenciye ilişkin ilk yazılı kaynak şu diyalogla başlar:
— Edubba-a’nın çocuğu, bunca zamandır nereye gidiyorsun?
— Edubba-a’ya gidiyorum.
Bu metni bir bütün olarak ilk kez yakın zamanlara taşıyan ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer’in 1949 tarihli makalesinden bu yana birebir sözcük çevirisi “Tablet Evi” olan “Edubba-a” genellikle “okul”, “Edubba-a’nın çocuğu” ifadesi de “öğrenci” diye çevrilmiştir. Yani birçok çeviride bu metni şöyle okursunuz:
— Öğrenci, bunca zamandır nereye gidiyorsun?
— Okula gidiyorum.
Burada “Okula gidiyorum” ifadesinde bir gurur vurgusu vardır; “Ben sıradan biri değilim, geleceğin yöneticisiyim” diyen bir vurgudur bu. Ancak bu, eğitimin bugünkü anlamıyla eşit ve kamusal bir hak olduğu anlamına gelmez. Çünkü Edubba-a sadece seçkin ailelerin erkek çocuklarının erişebildiği bir ayrıcalıktır ve gerçek anlamda bir okul da değildir. Dolayısıyla orada yapılan etkinlikleri eğitim diye nitelemek de pek mümkün değildir. Milattan önce 2. binyılın başlarına tarihlenen bu metnin kaleme alındığı dönemlerde yapılan şey, deyim yerindeyse “eğitimsiz bir öğretim”dir.
Edubba-a’lar birer okul olmasa da yazılı kültürün kurumsallaşması için atılan ilk dev adımlar olması bakımından eğitim mücadelesi tarihinde çok önemli bir dönemeçtir.
Muhtemelen o dönemki derslerde kullanılan bir kurgu olan bu metnin devamında abartılı bir öğrenci, öğretmen ve veli ilişkisi anlatılır. Anlatıda derslerin zorluğu, okulun ve öğretmenlerin titizliği karşısında bunalan öğrenci babasından yardım ister. Babası öğretmeni evine davet eder ve ona bir ziyafet çekip hediyeler sunar. Bundan sonra öğretmen öğrenciyi okulda övmeye başlar.
İlk bakışta bir rüşvet öyküsü olarak görülen bu metne aceleci ve acemi bir okur olarak değil de titiz ve duyarlı bir okur olarak bakabilmeyi başarırsak, o dönemde de öğretmenlerin ve okulların ciddi ekonomik sıkıntılar içinde olduğunu ve bu sıkıntıları gidermek için çok büyük mücadeleler vermek zorunda kaldıklarını anlarız.
Ki tarihsel süreç de bunu doğrular: Sümerlerde elit bir zümrenin bürokratik ayrıcalığı olarak başlayan öğretim kurumları, Eski Yunan’daki ilk büyük filozoflar tarafından özgür yurttaşın gelişim aracı olan birer okula dönüştürülmüş ve öğrenmeyi erdemle kuşatan gerçek eğitim de bu okullarda başlamıştır. Nitekim eğitimin herkes için bir hak olarak tarif edildiği ilk büyük kuramsal altyapı Platon’un dilimize Devlet diye çevirdiğimiz Politeia adlı eserinde inşa edilmiş ve bugünkü üniversitelerimizin ilk gerçek atası olan Akademia da yine bizzat Platon tarafından kurulmuştur.
Bu büyük atılımlara rağmen eğitimin devredilemez bir insan hakkına dönüşmesi binyıllarca süren bir mücadelenin öyküsüdür. Denebilir ki; Sümerlerde elit bir zümrenin bürokratik ayrıcalığı olarak başlayan girişim, Eski Yunan’da sınırlı biçimde özgür yurttaşın gelişim aracına dönüşmüş; Aydınlanma Çağı ve Fransız Devrimiyle temel bir hak olarak normatif biçimde formüle edilmeye başlanmıştır. Gelgelelim bu hakkın fiilen gerçekleşmesi uzun ve eşitsiz bir süreç olmuştur daima: ki bugünümüzde bile eğitim, halen sınıfsal ve cinsiyetçi ayrıcalıklarla sakatlanmaya devam etmektedir.
Bu noktada günümüzde tekrar tekrar patlak veren liseli ve gençlik eylemleri, Sümerlerden bu yana süregelen “eğitimin metalaştırılması ve ayrıcalık hâline getirilmesi” eğilimine karşı, bilginin kamusal ve eşitlikçi karakterini savunma mücadelesinin en modern halkalarıdır. Bu nedenle “Öğrenci, bunca zamandır nereye gidiyorsun?” sorusu bugün yalnızca tarihsel bir merak değil, aynı zamanda güncel bir siyasal sorudur.
GELECEĞE GİDEN ÖĞRENCİLER
İşte, geçen ayın sonunda, 15-18 yaş aralığındaki liseliler Fransa’da bu soruya eğitim hakkı üzerinden yanıt verdi. Okullardaki öğretmen açıkları, hijyen ve güvenlik yetersizlikleri ile kalabalıklaşan sınıflara karşı yapılan eylemlerin odağında ilk başta eğitim bütçesindeki kısıtlamalar vardı. Eylemler ilk olarak Lycée Racine ve Lycée Saint-Louis gibi Fransa’nın en köklü okullarında başladı; takip eden günlerde önce ülke geneline, ardından Avrupa’ya yayıldı.
Üniversite öğrencilerinden ve işçi sendikalarından da destek gören bu liseli isyanı, kısa sürede kapsamlı bir gençlik hareketine dönüştü. Lise ve üniversite yaşamında kronikleşen sorunlara karşı yetkililerin sunduğu geçici çözümler, tepkileri daha da artırarak hareketi hükümetin tüm ekonomi politikalarını eleştiren kitlesel bir kimliğe taşıdı. Bu yetersizliklerin arkasında kamu eğitimine ayrılan kaynakların kısılması ve eğitimin giderek piyasa mantığına terk edilmesi vardır; yani somut talepler, eğitimin metalaştırılmasına karşı verilen daha geniş bir mücadelenin parçasıdır.
Süreç hâlâ aktif; hareket her geçen gün büyüyor ve kısa sürede son bulması beklenmiyor. Fransa’daki hareketin akademisyenlerden destek görmesi ise çok dikkat çekici ve çok önemli. Ülkemizde yaşanan açık faşizm karşısında akademisyenlerimizin utanç verici tarihi suskunluğu düşünüldüğünde, bu destek bizler için çok daha da anlamlı çok daha dikkat çekici.
Ülkemizin aksine ne mi oldu Fransa’da? Salı günü, 80 üniversite rektörü —yani neredeyse tüm devlet üniversitelerinin en yetkili isimleri— ortak imzayla “Gençliği büyük bir ulusal dava haline getirelim!” başlıklı bir manifesto yayımladı. Yaşanan sürecin “ciddi”, üniversitelerdeki durumun da “vahim” olarak nitelendirildiği bu manifestoda, “Yeniden ilerlemeye başlamadan önce daha ne kadar şiddete katlanmak zorunda kalacağız?” diye soruldu ve üç acil önlem önerildi: (1) öğrenci güvencesizliğiyle mücadelenin ulusal öncelik hâline getirilmesi, (2) üniversitelerin misyonlarını yerine getirebilmeleri için kaynakların yeniden sağlanması, (3) ulusal çapta büyük bir üniversite kampüsü yenileme planı başlatılması.
Gençlerin öfkesinin “kısıtlamaların ve güven eksikliğinin mantıksal bir sonucu” olduğunun belirtildiği manifestoda, “Bugün gençler kaygılarını, öfkelerini, aynı zamanda duyulma ve geleceklerini hayal edebilme ihtiyaçlarını dile getiriyorlar. Onlara cevap vermeliyiz. Ve gençlik sorunu sadece okul veya üniversiteyle sınırlı değil: istihdam, barınma, sağlık, bağımsızlık, hareketlilik, çevre ve demokrasiyi ilgilendiriyor. Toplumun tamamını ilgilendiriyor” denilerek “Sadece krize tepki vermekle kalmayalım. Bu durumu, gençlerle birlikte yeni bir ortak gelecek inşa etmek için bir fırsat olarak kullanalım” çağrısında bulunuldu.
Bu tablo, sorunun yalnızca okul bütçesi, öğretmen açığı ya da sınıf mevcudu olmadığını; gençliğin geleceği, demokrasi ve toplumsal eşitlik meselesi olduğunu gösteriyor. Elbette Fransa’daki hareketten yola çıkarak bütün dünyada baskıcı yönetimlerin sonunun geldiğini ilan etmek fazla iddialı olabilir. Ancak şu söylenebilir: imzacı rektörler, eğitimdeki yetersizliğin ciddiyeti ve gençlerin taleplerinin görmezden gelinemeyeceği konusunda son derece haklıdır!
İnsanlığın ortak geleceğini kendi dar çıkarları için şekillendirmek isteyen baskıcı ve otoriter eğilimlerin güç kazandığı bir dönemde, gençlerin öfkesi anlaşılır ve meşru bir tepkidir. Ellerindeki yetkilerle dünyayı biçimlendirebileceğini sanan iktidar sahiplerine, sarsılmaz birer kale sandıkları yetkilerinin ne denli kırılgan olduğunu gösteren bu gençlerin, bunu tarihi her defasında değiştiren eğitim hakları için yapmaları ise çok kritik önemdedir; çünkü eğitim demek gelecek demektir; gençlik demek gelecek demektir!
Gençlik, geleceği ipotek altına almaya çalışan baskıcı iktidarların ördüğü duvarları yerle bir edecek en büyük güçtür. İşte bu güç, bugün bütün dünyada ayağa kalkmaya hazır hâlde bekliyor. Dünyada oynanan çeşitli siyasi oyunlarda hesaba katılmayan gençlik hareketlerinin Fransa ya da Avrupa’yla sınırlı kalmayacağını, çok yakın geleceğimizde daha güçlü biçimde dünyanın her bir ülkesinde göreceğimizi düşünüyorum.
***
Anadolu Devriminin baş mimarının devrimi neden gençliğe emanet ettiğini ve neden “Bütün ümidim gençliktedir!” dediğini bir kez daha düşünün. Uzun uzun düşünün —her düşünüşünüzde neden “gençler” değil de “gençlik” kavramının seçildiğine dikkat etmeyi unutmayın.
Öğrenciler bunca zamandır geleceğe gidiyor!
——–
Referanslar:
Kramer, Samuel Noah; “Schooldays: A Sumerian Composition Relating to the Education of a Scribe,” Journal of the American Oriental Society 69, nu. 4, 1949: ss. 3-11) Metindeki ilk okul öyküsüne yönelik Türkçe bir kaynak için ayrıca bkz: Kramer, S. N; Tarih Sümer’de Başlar (çev. Hamide Koyukan). Kabalcı Yayınevi, 2017 İstanbul.
Rektörlerin yayımladığı manifesto metni için: https://franceuniversites.fr/actualite/faisons-de-la-jeunesse-une-grande-cause-nationale/








Çok yazık.